Zemin-Ust

9. BÖLÜM: EVİMİZİ GERİ VERİN

Dönem:1980 li yılların ortalarından günümüze kadar

Bu bölümde Kırım Tatarları’nın, özellikle  1987’den sonra kitleler halinde vatanlarına dönmelerine rağmen, günümüze kadar baskıların ve engellemelerin devam ettiğine vurgu yapılıyor.  Kırım Tatarları oturum izni almak için yine mitingler, gösteriler ve açlık grevleri yapmak zorunda kalıyorlardı. Sürgün edildiklerinde ellerinden alınan evlerinde ise  Rusya ve Ukrayna’dan getirilmiş başka insanlar yaşıyordu. Vatanları’na yerleşmeye kararlı Kırım Türkleri boş araziler üzerine çadır şehirler kurmaya başladı.

82 yaşındaki Rüştü Battal, 7 yıldır bir barakada yaşıyor. Hayattayken evini bitirip içinde oturmak istiyor.

Yer dibine çukur kazıp yaşarım Kırım’da yaşarım deyip geldim. Benim yaşayışımı görüyorsunuz gene de razıyım ben vatanımdayım. Bizim hakkımızı, hukukumuzu, hükümetimizi bilmeseler onlar bizi adamdan saymıyorlar. Bütün dünyaya çıkıp “Bu bizim yaptığımız şey yanlış” diye söylemeliler. Bizim bütün dinimizi, adımızı, milletimizi kaybettiler 15 dakikanın içinde. 66 yıldan beri güreşiyoruz biz kendi eski yerlerimize dönemiyoruz. Emekli maaşımdan yavaş yavaş para artırıp yemeyip buraların tepesini kapattım. Çatı malzemelerini değiştirdik.”

Elzara Muradasilova: Eşi ve 3 çocuğuyla beraber 6 yıldır elektriği ve suyu olmayan bu barakada yaşıyor.

“Bu burada doğdu. Ben Belediyeye gittim. Ev için sıraya girmek istiyordum. Oraya buraya vardım çekiştim son buraya gelip buraya yerleştim. Hepimiz burada yaşıyoruz. Üç çocuğumla burada yaşıyoruz. Çocuklara yemek gerek, giyecek gerek, su yok, elektrik yok.

Birçok yerde polis ve askerler kışkırttıkları bölge halkından insanları da yanlarına alarak, bu  yerleşimleri güç kullanarak yıkar. Günümüzde Kırım Tatarlarının Kırım’daki nüfusu  toplamda 300 000’i  ancak bulabilmiştir. Ancak Kırım Tatarları inanılmazı başarmışlardı. Hem de örnek bir mücadele ile. Şiddete, teröre başvurmadan, barışçı  bir demokratik kitle mücadelesi gösteriyorlardı. Kırım Tatarları, 1991 yılında Ukrayna’nın bağımsız olmasından beri, haklarını tanıyan kanunun kabul edilmesi için mücadele ediyor. Değişen iktidarlara verilen sözlere rağmen bu gerçekleşmiyor. Eğitim, toprak, 18 Mayıs 1944’de ellerinden alınan haklarının iadesi, sürgün sonrası yok edilen, ağır tahribata uğrayan kültürlerinin,  dini ve milli medeniyetlerinin yok olmasına karşı mücadele ediyorlar.


Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU- Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Ukrayna Milletvekili-

(Kırım’da bizden sonra yerleştirilen Rus ve Ukrain halkına) Boşaltınız demedik çünkü birinciden bunlar kendileri gelip girmediler evlerimize. Sovyet rejimi getirdi, burada yaşayacaksınız dediler. Yani insanların burada suçları yok. İkinciden boşaltınız diye, nereye gidecek bu insanlar? Sokağa mı atacağız onları imkanımız olsa bile? Biz yalnız dedik ki: biz vatanımıza geldik siz de bizim vatanımızda yaşıyorsunuz, biz muhabbet içinde yaşamak istiyoruz. Ama tek bir şey bizim haklarımıza saygınız olması lazım. Bizim sizin haklarınıza saygımız var ama sizin de bizim haklarımıza saygılı olmanız lazım. Bizim milli hareketimizin en önemli prensiplerinden birisi silah kullanmamak. Terör kullanmak İslam prensiplerine, İsmail Gaspıralı prensiplerine aykırıdır. Terör kullandığın zaman suçsuz insanların da kanı dökülüyor. Terörle hiçbir yere ulaşmak mümkün değil, hiçbir problemin çözülmesi mümkün değil. Yalnız çıkmaz yola sokmak mümkün bu problemi

Hacı Emirali ABLAY-Kırım Müftüsü -Çünkü bizim dinimiz buna müsaade vermiyor. Biz kimseye zarar, zulüm, tecavüz bilmem öyle bir şey yapmayız. Ama nasılda olsa bu denizin içindeki gemi tektir, Kırım’dır bu. Batarsak hepimiz batarız kalırsak hepimiz kalırız.

---------Mustafa Abdülcemil Kırımoglu, mücadelesinden dolayı birçok ödüle layık görüldü. 1998 yılında, Halkını sürgünden  barışçı yollarla ve olağanüstü bir mücadeleyle vatanlarına döndürmeyi başardığı için  Birleşmiş Milletler Nansen Madalyası ile ödüllendirildi.

Zemin-Alt